7 Mayıs 2024 Salı

Işıl Işıl Gökyüzünü Kim Bilir?


Güneşi son gördüğümde henüz ufuk çizgisine yaklaşmamıştı. Tüm o kızıllığın içindeki ateşten bir toptu. Kocamandı. O an fotoğrafını çekseydim eminim fotoğrafta çok daha büyük çıkardı. Sarı bir pinpon topu sahanda yumurta olmuş gökyüzünde parlıyor. Öyle güzel, öyle dağınık bir sarıydı. Ancak ben, o an onu orada bıraktım. Yine de aklım ondaydı. Hem kaçmıyorduydu ya canım, güneşin batmasına daha vardı yani, belliydi. Ki sonra, sanki kaşla göz arasında, o kocaman sarılık ufuk çizgisinin diğer yanına geçmiş, çoktan gözden kaybolmuştu. Tüm bunlar ne ara olmuştu? Neyse ki şanslıydım, kızıllık hala oradaydı. Tüm parlaklığı ve dağınıklığıyla.

Gökyüzünde tek bir bulut bile yoktu. Aslında bulutsuz gökyüzüler beni pek etkilemez; yani, işte biliyorsun, en azından gündüzleri etkilemez. Geceleri bulutsuz olmasını yeğlerim pek tabii. Aydınlık bir gökyüzündeki bulutlar ise benim için bir nevi yıldız işlevi görüyorlar sanırım. Aynı yıldızlar gibi parıl parıllar, bir anlamda?, ve buna ek olarak seyahat edip duruyorlar. Bugünse sanırım sefer hattı benim bulunduğum yerden geçmiyordu. Birer balık kılçığını andıran ince uzun ve kavisli bulutlar karşımdaki kızıllığı süslüyordu süslemesine de, tepemdeki gittikçe koyulaşan mavilik alabildiğine açıktı. O kadar açık bir gökyüzüydü ki bu koyu mavi gök, sanki bir sınır gibi göründü bana. Ötesini hayal edemedim. O an, uçsuz bucaksız olma hali sanki sadece kızıllığa hastı.

Güneşin gitmesinin ardından gökyüzü hala bir süre aydınlık kalır. Önce açık bir turuncudur karşımızdaki, sonra gittikçe koyulaşır ve biter. Tüm bunlar yaklaşık yarım saatte falan oluyor sanırım. Ne kadar kısa bir zaman düşününce; ama işte, bir geçişi temsil eden bir süre. Ben de bu sürede koyulaşan kızıllığı izledim. Ara sıra gözlerimi kapatıp dış dünyayı dinledim ve rüzgarı hissettim. Gözlerim kapalıyken diğer her şey daha sesliydi sanki. Bağıran çocuklar, bağıran bir anne, uzaklardan gelen araba sesleri ve ıslık çalan rüzgar. O an kendimi koyu maviliğin içindeki bir nokta gibi hissettim. Gökyüzü... belki de dünyayı böyle duyuyordu. Böyle net, böyle keskin ama aynı zamanda böyle iç içe. Bu, güzel bir histi. Bu ses... Sevdim.

Sonra tabii yine gözlerimi açtım ve dünyaya baktım. Yani işte bilirsin, dünyanın karşımda kalan mini mini mini ve minicik köşesinin köşesindeki bir küçücük köşesinin artık iyice koyulaşmış turuncusuna. Sonra kafamı gökyüzüne kaldırdım yine ve son kez. Çünkü artık göreceğim şeyler bitmişti o küçük köşede. Yıldızlar için erken, günbatımı için geçti. Önce bir uçak gördüm ardında bıraktığı izle birlikte. Küçükken uçaklara el sallardım biliyor musun? Sanki beni göreceklermiş gibi. Acaba gerçekten de beni görebileceklerine mi inanırdım bilmem. Bak mesela bir kuzenim var, o da küçükken el sallar, üstüne dayılarına mesaj yollarmış. Evet, uçak yoluyla. Bundan çok öncesinde, nereden bu konuya geldiğimizi bilmediğim bir sohbette bana söylemişti. Hayret, hatırlıyorum. Sanırım onu özledim. O bugün günbatımını izlediyse bile dünyanın farklı küçük bir köşesindeki günbatımını izledi. Yine de bu bizi aynı günbatımını izlemiş yapar mı? Yapmaz, değil mi? 

Önceden bu yolla kendimi kandırırdım. Kuzenim konusunda değil tabi ki, aynı gökyüzüne bakma konusunda; herhangi başka biriyle. Mesela seninle. Evet evet şaşırma, seninle. Bu gece kafamızı kaldırıp gökyüzüne baksak, yıldızları görsek, aynı gökyüzünü izlemiş sayılır mıyız sevgili okur? Dünyanın başka küçük köşelerinde olsak da... Sayılmaz değil mi? Evet bence de. Sayılmaz.

Olsun! Bu akşam hiç yıldızlara bakmadım, ah pardon az evvel kahve yaparken bir göz atmıştım pardon pardon, ama uzun uzun izlemedim ve bugün gördüğüm ilk yıldız az evvel gördüğüm değildi. Hani sana az yukarıda koyu bir mavilikten bahsetmiştim, sanki sınırı dibimdeymiş gibi hissettiğim. Hani hani uçak geçen, hah işte, o gökyüzünde, ben tam da ona veda ederken bir yıldız gördüm ve çok mutlu olmuştum. Sanki gökyüzü biraz daha genişlemiş gibi hissetmiştim. Belki de böyledir, bu nedenledir, yani işte yıldızlar. Gökyüzünü genişletmek için ışıl ışıllardır. Kim bilir... Ben bilm-

Hoşça kal.

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.





6 yorum:

  1. Betimlemelerin çok iyi. Okurken yazdıklarını hissedebiliyor gibiyim. :) Bulutları ayrı severiz, güneş gözümüzü alır. :)

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel yazmışsın. Senin yazılarını okurken üniversitedeki halimi hatırlıyorum. Etrafımda olan çoğu şey, süzgeçten geçer kafamda yazı olarak belirirdi ve farklı hissederdim. Kim bilir den sonra yazdığın şeyi, anlatmak istediğini hissediyorum sanırım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Bazen bazı yazılarım için kelimeler sanki zihnime doluşuyor. Onları yazmazsam art arda birbirlerine çarpıyorlar ve sanki kaza oluyor kafamda. Yazmazsam kaybolacaklar biliyorum ama rahatsız da hissedeceğim. Ben de yazayım da öyle kalksınlar aklımdan diyorum ve yazıyorum. Çünkü biliyorum ki daha sonra aynı şeylere baksam bile aynı yazıyı bir daha aynen bu şekilde yazamam. Neyse, ben yazarken eğleniyorum da okuyanlara da keyifli geliyordur umarım. :) Kim bilir kısmına dair de belki sonra ayrı bir yazı yazabilirim. Tabii kelimeler gelirse. :)

      Sil
  3. sen resim yapmayı denesene, öğrensene :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım pek de yetenekli değilim bu konuda ama... Öğrenmeyi denemedim, denemeyi denedim. Bu nedenle olacak fotoğraflar daha çok ilgimi çekmiştir hep. Çizilmiş resim olduğundan herhalde. :) Ama belki bir ara daha çok üstüne düşerim resim işinin, eğlenceli olabilir. :)

      Sil

Diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.