2 Nisan 2025 Çarşamba

Heyecan.

 

Geçtiğimiz günlerde çok yorulmuştum. Bir de uykusuzdum. Dün saatlerce uyumuşum. Gerçekten saatlerce uyumuşum. Aslında başka bir plana uyma düşüncesindeydim ama sonradan iptal ettim. Zaten bütüüünn gün yağmur yağdı ve hava kapalıydı. Hava kapalı olduğu için de sabah saatin kaç olduğunu algılayamamışım. Bulutlu günlerde içerisi karanlık olduğundan evdeyken sanki tüm gün aynı saati yaşıyormuşum gibi hissediyorum.

Sabah tuhaf tuhaf rüyalar gördüm. Gerçekten ipe sapa gelmez, absürt şeylerdi. Son zamanlarda yaşadıklarımı ve düşündüklerimi beynim yine bir güzel karıştırmış ve eşsiz eserler üretmiş. Sana rüya görmüyorum yazdıktan sonra yine rüyalarımı hatırlamaya başlamıştım ama hiç şöyle mis gibi bir rüya da görmedim hani. Hep ne mana diyeceğim şeyler. Buna rağmen dün sabah gördüğüm rüyalardan birini devam ettirmeyi istemiş, hatta bunun için geri uyumuştum. Ancak tabi o işler öyle olmuyor ve rüya anlamsızlığıyla ortada kalakaldı. Devamını göremedim. Zaten tamamen uyandıktan sonra da unuttum. Çok yorgun uyandım. Gerçekten hem zihnen, hem bedenen bir uyuşukluk haliyle uyandım. Aslında kendimi biraz zorlamalıydım ama bugün bayramın son günü diye düşünüp ses etmedim.

Bir kitaba başladım. Aslında daha evvel birkaç kez başladığım ve en başında sonra okurum diyerek bıraktığım bir kitaptı. Hatta bayramda bile ne akla hizmetse yanımda taşıdım (ortalamadan bir tık kalın - yanımda ince kitap taşırım). Tabi ki okumadım! Zaten biraz kafamı vererek okusam daha iyi olacak bir kitap. İsmi, Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırmak (Joe Dispenza). Bunu birinin önerisiyle çok önceden almıştım. Zaten yazarının adını belki orada burada görmüş, hatta belki kitaplarını sen de okumuşsundur (belki de sadece yargılamışsındır :). Hep elimde kalemle, hazır ve nazır okuyorum. Kitabı beğeneceğimi düşünüyorum ama... du' bakalım.

Akşamüstü bildiğim ama net olmayan bir şeyle yüzleştim. İçten içe bildiğim için ve aslında zaman aşımına uğramış bir şey olduğu için pek etkilenmedim ama yine de bilmiyorum. Bu hafif bulutlu his etrafımı sarmasın da kafamda büyümesin, yine enerjimi saçma sapan bir şeye yatırmayayım diye, eski bir günlüğümü seçip okudum. Bu sefer en eskilerden birine gittim, ergenliğime. En sevdiğim günlüğümü okudum. Çünkü çok masum, çok komik. Ah... dertlerim beni güldürdü. 

Bu bahsettiğim günlüğümü tam bitirmemişim. Defterin arka sayfaları boş. Bu sayfalara günlük bittikten sonraki her yılın herhangi bir gününde not yazmışım. Önce günlüğüme göz atıp şöyle bir okumuşum, sonra da okuduklarım bende ne hissettirdi, o anki hayatım nasıl ve geleceğe birkaç cümlelik notlar bırakmışım. Bu resmen geleneğim olmuş ve bunu yapmaya uzun süre devam etmişim ama nedense geçen yılı pas geçmişim. Herhalde o yıl günlüğümü okumadım. Hep de aklıma gelemez ya canım. Neyse bu yıl için de bir not yazdım. Bu, kendimle buluşmak gibiydi. Hangi halimle bilmiyorum. Belki hepsiyle, belki de sadece şu anımdaki halimle. Bu, tabii en çok da günlüğümü okumak, beni güldürdü.

Önceden bazı zamanlar, o günlüğümü yazdığım yıllara daha yakın olduğum yıllar, onu okuduğumda buruk hissederdim. Bir ara yabancılaşmışım, sanki onları başka biri yazmış gibi hissetmişim. Küçük bir kardeşim gibi. Hatta her yıl yazdığım buluşma notlarına bunu iliştirmişim. Bir yıl çok kızmışım. Neden böyle davrandın ki... diye kendime sitem etmişim. Sonra bir yıl, geleceğime nasihat bırakmışım. Bu yılsa, tüm bunları okumanın ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Ve yaşarken hissettiğim tüm o hislerin ne kadar tatlı olduğunu. Bir şeyler için çabalamam, bir şeyler için hırslanmam, kalbimin hızla atması, rezil olduğumu düşünmem, kendimi kandırmaya çabalamam ve bunu başaramamam, bir şeylerden korkmam, bir şeylerden kaçmam... arkadaşlarım, tanıdıklarım... Bazıları hala instagram listemdedir. Bazıları kayıplarda. Hayatları bambaşka yerlerde. Ama işte hepsi o günlüğümü yazarken hislerimle benimleydi. Ne garip. 

Önceden bazen buna takılırdım. Bazı şeylerin yalnızca çok çoook gençken hissedileceğine inanırdım çünkü. Her şeyin... Heyecanın. Sonra kurallara uymak gerekeceğini. Akışa uymak gerekeceğini. Düşünürdüm sanırım. Çok yakın zamana kadar böyle düşünüyordum. Hatta bu akşamüstüne kadar bile içimde bir yan buna tutunuyordu sanırım. Ama sonra bu hissi hatırladım. O günlüğümdeki en baskın hissi. Daha evvel hiç üstünde durmadığım, o satırlarda gizli olan o hissi: Heyecan. Ah... Bu histen nasıl da korkmuşum hep. Nasıl da bahaneler bulmuşum hep. Yaşım büyüdükçe, bu bahaneler nasıl da gerçeğim olmuş. Çünkü onlara nasıl da iyi inanmışım. 

Tabi ki o kadar toy kalamazsın ve kalmamalısın. Ama her zaman heyecanlanabilirsin. Kendin gibi, heyecanlanabilirsin. Ve bunda bir sakınca yok. <3


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.




4 yorum:

  1. Heyecan duygusunu yeniden keşfetmeniz harika. Yaşımız ne olursa olsun, içimizdeki o kıvılcımı canlı tutmak çok önemli.

    YanıtlaSil
  2. Daha geçen tekrar uyuduğumda rüyanın zaman atlamış halde devamını gördüm. Zaten sadece kötü rüya görünce devamını da görüyorum hatta ikinci rüyadayken atlanılan kısmı da kafamda düşünüp haa böyle olmuştu o arada diye hayal ettim. :) Bir kere de güzel rüyaların devamı gelsin.
    İyi okumalar dilerim, bu aralar okuma konusunda yavaşım.
    Heyecanlanmak hem iyi hem kötü. Bu yaşta bile hala çabuk heyecana kapılan biriyim. Bence tamamen hislerimin güçlü ve değişken oluşundan. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginçmiş :) Ben uyur uyanık yarı bilinçli hayal kurarak devamını getirmeye çalışıyorum ama uykuya dalınca hepsi uçup gidiyor :)
      Ben de öyleyim aslında. Okuyunca tam okuyorum ama okumayınca okuyamıyorum. Zaten kafamı da veremiyorum, elim de gitmiyor. Yine de ilginç bir kitap. Okumaya dalarsam biter çabuk diye düşünüyorum. Ama başka şeyler de okuyacağım. Of okumaktan sıkıldım galiba :)
      Tabi panik atak heyecanlarını ben de sevmiyorum. Güzel şeyler için heyecanlanalım :)

      Sil

Diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.